Karantina Kelimesinin Hikâyesi

Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan ve bir anda bütün dünyayı etkisi altına Koronavirüs salgını hayatımızı fazlasıyla olumsuz etkiledi. Zamanla tek gündem konusu oldu desem yeridir. Hal böyle olunca bazı kelimeleri bolca duymaya başladık. İşte, her gün duyduğumuz bu kelimelerden biri olan “karantina” nın hikâyesinden bahsetmek istiyorum biraz. 

Aslında karantina kelimesi yaklaşık olarak bir yıl önce Körlük’ü okurken dikkatimi çekmişti. Portekizli yazar Saramago müthiş romanı Körlük’te bu kelimeyi sıkça kullanıyordu. Kör olan insanlar “hastalığı” yaymasın diye bir akıl hastanesinde karantinaya alınıyordu romanda. Olaylar ilerledikçe karantina kelimesi daha sık geçmeye başladı ve ben de merak edip kelimenin kökeni hakkında ufak bir araştırma yapmıştım. Hatta o zaman Instagram’da da paylaşmıştım ama çok detaylı değildi. Blogta alanı bulunca ben de daha detaylı yazayım istedim.

Artık Kelimenin Hikâyesini Anlatsan mı Acaba?

Tamam, hemen konuya giriyorum. Malumunuz “kara ölüm” denen veba Avrupa’da binlerce insanın canını aldı. Dönemin tıp bilgisi hastalığa çözüm bulmakta yetersiz kalıyordu o zamanlar. Ayrıca hastalığın nasıl Avrupa’ya sıçradığını da bulamıyorlardı. Sonunda, hastalığın Çin’de ortaya çıktığına ve İpek Yolu’nu izleyerek 1347’de Avrupa’ya ulaştığına karar kıldılar. Tahminlerine göre veba, gemilerdeki farelerin üzerinde yaşayan pireler eşliğinde Avrupa’nın liman kentlerine geliyordu.

1348 yılında ise veba Venedik şehrine çoktan ulaşmıştı bile. Orayla sınırlı kalsa yine iyi. Fransa, İspanya, İngiltere gibi Avrupa’nın önemli ülkelerine de büyük bir hızla yayılıyordu. Elbette o dönemin doktorları virüs ya da bakteri gibi kavramlardan haberdar değildi ama olayın ciddiyetinin farkındaydılar.

Peki, Salgını Önlemek İçin Nasıl Önlem Aldılar?

Hastalığın liman kentlerinden yayılmaya başladığını anlamışlardı, bu nedenle buralara gelen gemileri ve denizcileri bekletmeye başladılar. Uygulama ilk olarak Venedik’in denetimindeki Ragusa şehrinde başladı. Ragusa dediğim yer aslında Game of Thrones’un çekimlerinin yapıldığı Dubrovnik, hani Hırvatistan’ın turizm cenneti sayılan şehri. Zamanında Venedik’e bağlıymış bu güzelim şehir. 

Hatta Venedik’ten bahsetmişken araya ilginç bir bilgi daha ekleyeyim. Günümüzde Venedik’teki bütün gondollar siyah renkte. Bunun sebebiyle ilgili birçok şehir efsanesi var ama ben konuyla ilgili olanı aktarayım sizlere. Salgın Venedik’i kasıp kavurmaya başlayınca hastaları kiliseye gondollar aracılığıyla götürmeye başlıyorlar. Ancak birçok hasta kiliseye ulaşamadan gondollarda can veriyor. Bunun üzerine, salgından sonra dönemin dükünün aldığı bir kararla tüm gondollar siyaha boyanıyor. Bu arada hastaların neden hastaneye değil de kiliseye götürüldüğü ayrı bir konu,onu da anlatacağım.

Neyse, ana konuya dönelim yeniden. İlk başlarda, karaya ayak basmadan önce gemi personeli 30 gün boyunca bekletiliyormuş. Bu uygulamaya, otuz gün bekletildikleri için “otuz” anlamına gelen “trentina” adı verilmiş ilk başta. Daha sonra bu bekleme süresi 40 güne çıkınca Venedik dilinde “kırk” anlamına gelen “cuaranta” kelimesi kullanılmış. Tahmin edeceğiniz üzere bu kelime zamanla şu anda kullandığımız “karantina” kelimesine dönüşmüş.

Neden bekleme süresi 40 güne çıkarılmış ki?

Bunu ben de merak ettim. Açıkçası kimse sürenin neden 40 güne çıktığını tam olarak bilmiyor ama konuyla ilgilenen bilim insanlarının bazı tahminleri var. Kimileri dini referanslar nedeniyle sürenin 40 güne uzatıldığını düşünüyor. Örneğin, İsa’nın 40 gün oruç tutmasına gönderme var diyen bir kesim mevcut. Bazı uzmanlar ise basit düşünmekten yana; 30 gün yetmeyince, hastalığı yenmek için gemi personelini mecburen 40 gün bekletmeye başladılar iddiasında. 

Peki, “Karantina” Kelimesinden Önce Karantina Diye Bir Şey Yok muydu?

Karantina kelimesinin izini ancak Kara Veba dönemine kadar sürebiliyoruz ancak hastaları tecrit etme olayı çok daha öncelere dayanıyor. Biraz önce 40 sayısının dini referanslarla alakalı olabileceğinden bahsetmiştim. Aslında, cüzzamlı hastaların tecrit edilmesine yönelik referansları İncil’de bulmak mümkün. Bu doğrultuda, cüzzamlı hastalarla bakmak için Venedik’te “Lazaretto” adı verilen çok kapsamlı hastaneler inşa edilmişti. Zaten Lazaretto ismi de cüzzama yakalanan Katolikleri koruyan Aziz Lazaretto’dan geliyor.

Bu hastaneler kilisenin kontrolündeydi. Kilisenin inanılmaz yatırımlar yapıp cüzzamlılara ya da diğer hastalara yardımcı olmak için devasa hastaneler yapması şaşırtmasın sizi. Olayın mantığı çok basit. O dönemde bu hastalıkların neden ortaya çıktığı tam olarak bilinmiyordu. Bu belirsizlikten iyi faydalanan kilise “ bu illetler Tanrı’nın cezası” diyerek olayı açıklıyordu. Peki, bu ilahi cezadan kurtulmak isteyenler ne yapmalıydı? Tabii ki, derdine deva bulmak için kendini kiliseye teslim etmeliydi. Böylelikle geniş kitleler üzerinde hakimiyet kurmayı başarmıştı kilise. Ta ki bilimin gelişmesine kadar. Ama orası başka bir konu.

O zaman konuyu toparla istersen…

Madem Körlük romanıyla giriş yaptım, yine kitaplarla konuyu toparlayayım. Körlük’ü okurken karantina kelimesi satır aralarında geçiyordu ama bazı kitaplar kelimenin ortaya çıkış hikâyesinden de bahsediyor. Örneğin ünlü yazar Dan Brown “Cehennem” kitabında bu olaydan bahseder. “’Ticaret gemilerinin ambarlarındaki sıçanların sırtlarında Çin’den Venedik’e ölümcül salgını getiren, nüfusun yabancı lüks eşyalara tutkusu olmuştu. Ölüleri gömecek toprak kalmamıştı. Hastalığa sıçanların neden olduğunu anladıklarında Venedik gelen tüm gemilerin yüklerini boşaltmadan önce kırk gün açığa demirleyip beklemelerini gerektiren bir kanun çıkarmıştı. Günümüzde, İtalyancası ‘’quarantina’’ olan kırk rakamı, karantina kelimesinin nereden geldiğini hatırlatan tatsız bir kelimedir”.

Örnekleri çoğaltmak mümkün. Elimden geldiğince karantina kelimesinin hikâyesini  anlatmaya çalıştım. Umarım evlere kapanıp kaldığımız bugünler bir an önce geride kalır ve karantina kelimesini uzun bir süre duymayız. Daha keyifli kelimelerde buluşmak dileğiyle.

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.