(03)’Kendi Kendine Dil Öğrenimi’- Dinleme Becerisi

‘Kendine Kendine Dil Öğrenme’ rehberinde bugünkü konumuz “Dinleme becerisi nasıl geliştirilir?”. Bildiğiniz üzere yabancı dil öğreniminde ‘Konuşma’, ‘Yazma’, ‘Okuma’ ve ‘Dinleme’ olmak üzere 4 temel beceri var. Bu beceriler arasında ilk olarak ‘Dinleme’ çalışmasına yer vermemin elbette bir sebebi var. Daha önceki yazıları okuyanlar bardak metaforunu hatırlayacaktır. Bize verilen yabancı dil bardağını doldurmak için bol bol ‘Dinleme’ ve ‘Okuma’ yapmamız gerekmekte. Gün içerisinde daha çok dinleme yapma şansımız olduğu için önceliği ‘Dinleme’ becerisine verdim. Ne kadar yoğun bir yaşam tempomuz olursa olsun, dinleme çalışmalarını günlük yaşamımızın bir yerlerine sıkıştırabilme ihtimalimiz her zaman var. Yürürken, yemek yaparken ya da dişimizi fırçalarken öğrendiğimiz dilde bir şeyler dinleyebiliriz.

 Bu arada yeni gelenler için ufak bir hatırlatma yapayım. Eğer okumaya ‘Uygulamalar ile Dil Öğrenilir mi?’ adlı yazıdan başlarsanız sizin için daha faydalı olacaktır. Aksi takdirde bazı kısımlar havada kalabilir.

Zaten yabancı dil öğrenmeye başladıysanız illa ki bir şeyler dinlemeniz gerektiği tavsiye edilmiştir. “Dil öğreneceksen radyo dinlemelisin” ya da “Podcast dinlemeden dil mi öğrenilirmiş” gibilerinden cümleler kulağınıza çalınmıştır. Tamam da, bu dinlemeleri nasıl yapmamız lazım? Takip etmemiz gereken bir yöntem var mı? Dinleyeceğimiz Podcast’i seçerken nelere dikkat etmeliyiz? Youtube videoları işimizi görür mü? İşte, bu yazı boyunca elimden geldiğince bu soruların cevaplarını vermeye çalışacağım. Yazının sonunda ise kendi çalışma yöntemimden bahsedeceğim biraz. Önceki yazılarda belirttiğim durum burada da geçerli, benim çalışma yöntemim en iyisidir dememe imkan yok. Benim yöntemime bakın, başka yazılar okuyun ve size özgü bir yol haritası çıkarın. Hadi başlayalım o zaman…

Peki, Dinleme Becerisi Nasıl Geliştirilir?

Her şeyden önce dinleme becerisinin doğrusal bir çizgide ilerlemediğini, üstüne koya koya geliştiğini unutmamamız gerek. Farkındayım, biraz karışık oldu; hemen bir örnekle açıklayayım. Bu akşam bir grammar konusuna çalıştığınızı düşünelim. Sabah o konuyu bilen birisi olarak uyanmanız gayet mümkün. Ancak konu ‘Dinleme’ olunca işler böyle yürümüyor. Çalışmanızın karşılığını bir gün içinde almanıza imkan yok. “Dün akşam 3 saat podcast dinledim, neden İngilizcem ilerlememiş” diye yakınmak anlamsız. Devamlı dinleme çalışması yapmamız gerek. Haftalar hatta aylar boyunca… Sabır, sabır, sabır…

Bu noktada önemli bir kavram devreye giriyor; ‘Comprehensible Input’. Yani, devamlı öğrendiğiniz dili dinleyeceksiniz ama dinlediklerinizin ‘anlaşılır’ olması gerekiyor. Şöyle ki, sadece yüzde 10 ya da yüzde 20 civarında anladığınız bir dinleme çalışmasının size faydalı olma ihtimali çok az. ( Tamamen yok demek istemiyorum, yıllarca anlamadığınız bir şeyi dinlerseniz durum değişebilir). Zaten hiçbir şey anlamadığınız için muhtemelen kısa bir süre sonra sıkılıp dinlemeyi bırakırsınız.

Genelde tavsiye edilen şey, yüzde 70 ya da yüzde 80 civarında anlayabildiğiniz metinleri dinlemeniz. Böylelikle içerik hakkında bilgi sahibi olacak ve dolayısıyla da hemen sıkılmayacaksınız. Ancak burada unutmamanız gereken önemli bir nokta daha var. Yüzde 100 anladığınız dinleme çalışmalarından da uzak durun. Her şeyi anlıyorsanız öğreneceğiniz çok az şey var demektir.

Hangi Konuları Dinlemem Daha Faydalı Olur?

Sınıf ortamında yabancı dil öğreniminin dezavantajlarından daha önceki yazılarda bahsetmiştim. Sınıfta olduğunuzu düşünün, öğretmen içeriye giriyor ( bu öğretmen ben de olabilirim 🙂 ) ve bugün ‘moda’ hakkında bir dinleme çalışması yapacağız diyor. Eğer sizin modayla yakından uzaktan ilginiz yoksa ister istemez ders sizin için sıkıcı hale gelecektir. Bir müddet sonra iyice bunalıp hayallere dalmanız işten bile değil.

Bu nedenle neyi seviyorsanız onu dinleyin. Sevdiğiniz konuları dinlediğiniz takdirde ‘content’i yani içeriği daha çabuk kavrarsınız. Ayrıca dinlediğiniz içerik ne kadar ilginizi çekerse beyninizdeki dopamin miktarı o kadar yükselir ve böylelikle dinleme çalışmasından alacağınız verim de aynı oranda artar.

Dinlerken Duyamadığım Kelimeler Oluyor…

Çok normal, hiç moral bozmaya gerek yok. Zaten hepsini anladığımız zaman problem var demektir. Biraz önce de bahsettiğim gibi, yüzde70-80 civarında anlıyor olmamız yeterli. Dinlerken büyük resme odaklanmakta fayda var, yani ana konuyu anlıyorsanız dinlemeye devam edin. Bazı kısımları anlamadınız diye ümitsizliğe kapılmaya gerek yok. Zamanla anlamadığınız kısımlar azalacaktır. Bana güvenin ve tabii ki sabredin…

Dinleme Hızını Yavaşlatsam Olur mu?

En korktuğum sorulardan biri… Şöyle ki, dil öğrenme konusunda uzman birçok kişi dinleme yaparken hızı azaltmayı tavsiye ediyor. Tabii ki, aynı ses dosyasını normal hızında da dinlemenizi söylüyorlar. Yani ses hızını azaltsanız bile sonrasında normal hızda dinlemeyi ihmal etmeyin. Açıkçası, bu sesi hızlandırma ya da yavaşlatma olayı çok benlik değil. Dil öğrenirken benim amacım ana dili olanlarla bu dili konuşmak ya da hedef dilde film izleyip, podcast dinlemek. Bunların hiçbirinde ‘hızı azaltılmış sesler’ beni beklemiyor. Bu nedenle ilk günden itibaren dinlemelerimi normal hızda yapıyorum.

Bu konuda bu kadar uzman ses hızını azaltabileceğinizi söylüyorsa, bu tavsiyelere kulak vermekte fayda var elbette. Her zaman dediğim gibi, dil öğrenmek için tek bir yol yok. Ses hızını azaltmayı denersiniz, faydalı olursa o şekilde yolunuza devam edersiniz. Baktınız verim alamıyorsanız, o zaman benim gibi yaparsınız.

Podcast Dinliyorum ama Sanki Dinleme Becerim Hiç Gelişmiyor

Bu cümle içerisinde odaklanmamız gereken birkaç durum var. İlk olarak ‘podcast’ kelimesine takıldım, isterseniz oradan başlayalım. ‘Podcast’ olayını inanılmaz seviyorum. Zamanında İngilizce dinleme becerimi inanılmaz geliştirdi bu podcast’ler. Faydasını çok gördüğüm için öğrencilerime de şiddetle tavsiye ediyorum podcast dinlemelerini. Hatta sevdiğim podcast’lerden birkaç tanesini hemen araya sıkıştırayım. Freakonomics, This American Life ve Stuff You Should Know ilk aklıma gelenler. Podcast tavsiyeleri için ayrı bir yazı yazacağım, orada detaylı konuşuruz. ( Tamam tamam, haklısınız. Her yazıda bir şeyler yazacağım diyorum, farkındayım. Zamanla bütün yazılara ulaşacaksınız. Yani umarım 🙂 )

Yani Podcast olayı iyi, güzel hoş ama başka kaynaklardan da beslenmeyi ihmal etmemeliyiz. Ted Talks ve Youtube’daki Easy English ya da Easy German gibi kanallar bu iş için biçilmiş kaftan. Biraz inceleyip, ilgilendiğiniz konuları dinlersiniz ya da izlersiniz. Hatta bir fikriniz olması adına Easy English kanalından bir video ekleyeyim. Yoldan geçen insanları çevirip sorular soruyorlar, böylelikle halkın dili nasıl konuştuğunu gözlemleme şansınız oluyor.

Ana konuya dönersek… Bakmayın 2-3 ayda dil öğrendiğini iddia edenlere. Bu zaman alan bir süreç. Sonuca odaklanmak yerine dil öğrenme sürecinin tadını çıkarın ve bol bol öğrendiğiniz dile ‘maruz’ kalın. Bol bol maruz kalmanız için de podcast dışındaki kaynaklardan da beslenmeniz gerekecek. Youtube videolarını MP3 formatına çevirip devamlı dinleyebilirsiniz. Ya da hoşunuza gidiyorsa öğrendiğiniz dilde şarkılar dinleyin. Bunun için ‘lyrics training’ adında çok sevimli bir uygulama var mesela. Yani ne yaparsınız bilemem ama tek bir kaynak ile sınırlı kalmayın.

Bir de bu dinleme işini masa başıyla kısıtlamayın sakın. Hayatınızın bir parçası olsun. Takın kulaklığınızı, okula ya da işe giderken dinlemenizi yapın. Ne güzel zamanı değerlendirmiş olursunuz işte. Mutfakta yemek yaparken size bir podcast’in eşlik etmesinden daha güzel ne var bu dünyada? ( Son cümleye ben de inanmadım ). Elinizden geldiğince her ortamda dinleme çalışmalarına ‘maruz’ kalmaya çalışın. Ve ‘repetitive listening’ yapmayı ihmal etmeyin.

Nedir Bu ‘Repetitive Listening’?

Onu da hemen açıklayayım. Başlangıç seviyesindeyseniz 7-8 dakikalık podcastler ya da başka dinleme parçaları bulun. Yani biraz daha uzun olabilir ama 10 dakikayı geçmesin. Orta ve ileri seviyede olanlar daha uzun dinleme metinlerini tercih edebilir. Dinleyeceğiniz şeyi belirledikten sonra bıkmadan usanmadan defalarca dinleyin. 40-50 kez filan dinlemekten bahsediyorum burada. Kulağa çılgınca geldiğini biliyorum ama inanılmaz etkili bir yöntem. Bunu illa ki masa başında yapmak zorunda değilsiniz. Biraz önce bahsettiğim gibi, hayatınızın bir parçası haline getirin. Mutfakta 10 kez dinlersiniz, ertesi gün işe giderken 15 kez dinlersiniz. Hafta boyunca bu süreç böyle devam eder. Bana sorarsanız, 7-8 dakikalık 3 ya da 4 tane kısa podcast buluyorum ve bunları bütün hafta boyunca onlarca hatta yüzlerce defa dinliyorum.

Bu arada bu konu ile ilgili bulabileceğiniz çok sayıda makale ya da youtube videosu maalesef yok. Güney Kore’de yaşayan ve çok iyi Korece konuşan bir Amerikalı bu ‘repetitive listening’ olayını çok iyi açıklamış. Videosunu buraya bırakıyorum. Ayrıca şunu da belirteyim. Şu an için Korece ile ilgilenmediğim halde bu Amerikalı arkadaşın Youtube videolarını ilgiyle takip ediyorum. Dil öğrenimi olayına yaklaşımı çok güzel bence. Diğer videolarına da şans verin derim.

Bu Arada Dinleme Becerini Sen Nasıl Geliştiriyorsun?

İlk başta belirttiğim gibi ‘dinleme’ ve ‘okuma’ becerisi benim için çok önemli. Bir an önce bardağımı doldurmaya çalışıyorum. Bunun için de düzenli olarak uyguladığım bir rutinim var. Sadece dinleme çalışmasından ibaret değil ama isterseniz adım adım bu rutinden bahsedeyim.

Birinci Adım

İlk olarak ‘repetitive listening’ yapabileceğim bir podcast bulmaya çalışıyorum. Portekizce öğrenenler bu anlamda çok şanslı. Dinleyebileceğiniz birçok podcast var. Benim favorim ‘Carioca Connection’. Bölümler ortalama 7-8 dakika sürüyor. Konuşulanların birçoğunu anladığım gibi anlamadığım kısımlar da var. Her bölümde Brezilya’daki yaşama dair farklı bir konuyu ele alıyorlar. Farklı kültürleri tanımayı çok sevdiğim için konuştukları konular fazlasıyla ilgimi çekiyor. Yani yukarıda bahsettiğim hususlara çok uygun bir podcast.

Her hafta bu podcast’ten 4 bölüm seçiyorum ve bıkmadan usanmadan dinliyorum. Elbette iş yoğunluğuna göre 1 ya da 2 bölüm çalıştığım da oluyor. Ama değişmeyen şey ‘repetitive listening’… Hafta boyunca onlarca, muhtemelen yüzlerce defa dinliyorum.

İkinci Adım           

Podcast seçerken dikkat ettiğim unsurlardan biri de ‘transcript’inin olması. Yani konuşulanların yazılı bir şekilde elimde olmasını istiyorum. Hafta boyunca dinlediğim podcast’i bu sefer ‘transcript’ eşliğinde dinliyorum. Yani bu aşama işin biraz masa başı kısmı. ‘Repetitve Listening’ yaparken daha rahat bir ortamda, çok fazla odaklanmadan dinliyordum. ‘Transcript’ eşliğinde yaptığım dinlemede ise elimden geldiğince odaklanmaya çalışıyorum. Dinlerken anlayamadığım kısımlarda hangi ‘seslerin’ telaffuz edildiğini anlamak benim için çok önemli. Bir yandan da yeni öğrendiğim kelimeleri ve yapıları not alıyorum. Yani anlayacağınız, bu aşamada dinleme olayı biraz boyut değiştiriyor. Ayrıca bu aşama ‘shadowing’ için de çok elverişli.

Üçüncü Adım

Biraz önce yeni öğrendiğim kelimeleri ve yapıları not aldığımdan bahsetmiştim. İşte aldığım bu notları ‘Anki’ adındaki uygulamaya aktarıyorum. Anki’yi kabaca özetlemem gerekirse ‘Memrise’ uygulamasının gelişmiş hali diyebilirim. Gelişmiş derken, ara yüzünü kastetmiyorum aslında. İşin gerçeği çok sade bir görseli var uygulamanın, 90’lardan kalmış gibi gözüküyor. Ancak ‘Spaced Repetition System’ olayında aşmış vaziyetteler.

Hızlıca Anki ve benzeri uygulamaların kullandığı  ‘Spaced Repetition System’ olayından da bahsedeyim. Türkçeye ‘Aralıklı Öğrenme Sistemi’ olarak çevriliyor genelde. Hani dil öğrenirken kâğıdın bir tarafına kelimenin İngilizcesi diğer tarafına ise Türkçe karşılığı yazılır ya; işte bu olayın bilgisayar ortamına taşınmış hali gibi düşünebilirsiniz bu sistemi. Ancak burada çok güzel bir olay devreye giriyor. Karşınıza çıkan kelime ya da cümlenin karşılığını hatırlayamazsanız sistem bu kelimeyi öğrenmeniz için daha sık soruyor size. Eğer soruları bilirseniz o kelime ya da cümle daha az aralıklarla karşınıza çıkıyor.

Dördüncü Adım

Bu aşamada, Anki uygulamasına aktardığım kelimeleri ya da yapıları kullanarak cümleler kurmaya çalışıyorum. Bu cümlelerin benim hayatımla ilgili gerçekçi cümleler olmasına özen gösteriyorum. Bazen biraz yapıyı değiştiriyorum bazen de bir kelimeyi. Örneğin diyelim ki ‘I like reading books’ cümlesini yeni öğrendim. ‘I like reading novels’ diyerek bu cümleyi kullanıyorum çünkü gerçekten roman okumayı seviyorum ve günün birinde öğrendiğim dilde bu cümleyi kurmam gerekecek. Şimdiden hazırlığımı yapmış oluyorum anlayacağınız. Ya da öğrendiğim yeni bir grammar kuralı varsa onu kullanmaya çalışıyorum. Yine aynı cümle üzerinden gidelim… ‘She likes reading novels’ diyerek ‘s’ takısının kullanımına iyice alışmaya çalışıyorum. Kısacası, bu aşamada öğrendiğim kavramları hayatıma uyarlıyorum.

Beşinci Adım

Çok grammar çalışma taraftarı değilim ama yine de genel kuralları bilmekte fayda var. Dinlediğim podcast’te anlayamadığım bir grammar yapısı karşıma çıkarsa ya internetten araştırıyorum ya da konuyla ilgili bir Youtube videosu izliyorum. Ancak dediğim gibi çok detaya girmeden,  genel mantığı anlamaya çalışıyorum sadece. Ben hobi olarak öğreniyorum Portekizce’yi ama bir sınavı geçmek için dil öğreniyorsanız grammar olayına yaklaşımınız ister istemez değişecektir. O durumda sağlam bir grammar kitabı almanız faydalı olacaktır.

Altıncı Adım

Bu aşamaya kadar hep kendi başımaydım. Günlerce podcast dinledim, transcript okudum, not aldım ama bu öğrendiklerimi kimseyle paylaşmadım. Yani buraya kadar olan her şey ‘input’ ile ilgiliydi. Diğer bir deyişle ‘okuma’ ve ‘dinleme’ eşliğinde bilgi bana gelmiş oldu. Şimdi bana gelen bilgiyi başkasına aktarma zamanı. Yani ‘output’ aşamasına geldik.

Peki, nedir bu ‘output’? ‘Konuşma’ ya da ‘Yazma’ becerisi eşliğinde bize gelen bilginin dışavurumu. ‘Bir haftadır çalışıyorum, onca şey öğrendim… Eh birileriyle konuşayım da bu bilginin hayrını göreyim artık.’ Bu noktada Italki’deki Brezilyalı hocam devreye giriyor. Hafta boyunca dinlediğim podcast’lerde öğrendiğim kavramları ona anlatmaya çalışıyorum. Böylelikle bendeki ‘pasif’ bilgi ‘aktif’ hale geçmiş oluyor. Zaten ders esnasında konu konuyu açıyor ve birçok yeni kelime ya da yapı da öğrenmiş oluyorum.

Portekizce Dinleme Çalışmanı Hep Böyle mi Yapıyorsun?

Açıkçası her zaman uyamıyorum yukarıdaki aşamalara. O haftaki iş yoğunluğuna göre illa ki değişiklikler oluyor. Ama bence önemli olan dil öğrenimi için bir ‘rutin’ oluşturmak ve elimizden geldiğince bu ‘rutine’ uymaya çalışmak. Bazen hiç dinleme çalışması yapamadığım da oluyor, bir sonraki hafta elimden geldiğince telafi etmeye çalışıyorum.

Dinleme Becerisi Hakkında Söylemek İstediğin Başka Bir Şey Var mı?  

Son olarak, önemli bir noktaya değinip bu konuyu kapatalım. Şu ana kadar bahsettiğim çalışmalar ‘intensive listening’ olarak adlandırılıyor. Yani odaklanmanın yüksek olduğu, analizin ön plana çıktığı, en ince detayı bile değerlendirdiğimiz çalışmalar. Haliyle bu çalışmalarda daha az dinleme yapıyoruz.

Bir de ‘extensive listening’ olayı var. Burada daha yüzeysel bir çalışma söz konusu ve açıkçası önceliğimiz ‘eğlence’ J Hoşumuza giden şeyleri dinliyoruz bu sefer. Odaklanmaya gerek yok. Hem eğlendiğimiz hem de odaklanmadığımız için saatlerce dinleme çalışması yapabiliyoruz ‘extensive listening’de’.

Bu noktada benim tavsiyem, rutininizde hem ‘intensive listening’ hem de ‘extensive listening’ çalışmalarına yer vermeniz. Sadece ‘keyfi’ dinleme yapmanız uzun vadede gelişiminizi engelleyebilir. Aynı şekilde sadece ‘odaklanma’ temelli çalışma yapmanızda sakıncalı çünkü bu durumda da öğrendiğiniz dile çok az ‘maruz’ kalacaksınız. İki yöntemi de kullanmayı ihmal etmeyin lütfen.

‘Kendi Kendine Dil Öğrenimi’ Yazıları Devam Edecek mi?

Elbette devam edecek 🙂 Bundan sonraki konumuz ‘okuma’ olacak. Bardağımızı dinleme çalışmalarıyla nasıl dolduracağımızı az çok şekillendirmiş olduk bu yazıda. İlk yazıyı hatırlarsanız, yabancı dil bardağımızı doldurmak için ‘okuma’ çalışmalarına da ihtiyacımız var. Bir sonraki yazıda bu konuyu mercek altına alacağım. Böylelikle bir yazının daha sonuna gelmiş olduk. Umarım faydalı olmuştur. Sorularınız olursa instagram’dan ya da buradan bana iletebilirsiniz. Sevgiyle kalın 🙂

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.