Türk Edebiyatının Değeri Bilinmeyen Romanları

Farkındayım, başlık biraz iddialı. Türk Edebiyatının değeri bilinmeyen romanlarını tespit etmek bir uzmanlık işi ve benim böyle bir iddiam yok. Uzmanlığım olsaydı bile yine çok kolay olmazdı bu iş. Edebiyatımızın yeterince takdir edilmeyen eserlerini derlemek hem büyük bir birikim gerektiriyor hem de zahmetli bir çalışma. Benim yapacağım iş çok daha basit. Okuyup etkilendiğim ama geniş kitlelere ulaşmadığı için üzüldüğüm birkaç eseri paylaşacağım sizlerle.

Bu “değeri bilinmeyen yazar” olayı aslında yeni bir mevzu değil. Şu an çok yakından tanıdığımız, okumasak bile kitapçıların çok satanlar bölümünden aşina olduğumuz birçok edebiyatçımız zamanında aynı dertten mustarip olmuş. Örneğin Tanpınar… Yazdığı yıllar boyunca hak ettiği değeri görmeyen Tanpınar, ölümünden ancak 8-10 yıl sonra edebiyat gündemini yoğun bir şekilde meşgul etmeye başladı. Düşünsenize, neredeyse bir nesil Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün büyülü dünyasından mahrum kaldı. Hey gidi Halat Ayarcı, hey gidi Hayri İrdal…

Oğuz Atay için de benzer şeyleri söyleyebiliriz. Şu an televizyon dizilerinde bile karşımıza çıkan Tutunamayanlar’ı zamanında kimse basmak istemiyordu. Edebiyatımızın geleneklerine uymayan böyle bir romanı kim okumak isterdi ki! Yıldız Ecevit ve Nurdan Gürbilek’in değerli çalışmaları olmasa, belki hala Oğuz Atay’dan haberdar olamayacaktık. Bu arada Yıldız Ecevit’in Oğuz Atay biyografisini kesinlikle okuyun. Muhteşem bir çalışma. Biyografi okumaya düşkün olmayan beni benden aldı bu eser. Linkini bırakayım şuraya, bir göz atarsınız.

Benim paylaşacağım eserlerin durumu yukarıda verdiğim örnekler kadar vahim değil. Az çok bir okur kitlesi var. Yine de daha çok kişiye ulaşırsa hiç fena olmaz. O zaman başlayalım…

Tarık Buğra – İbiş’in Rüyası

Türk Edebiyatı’ndan psikolojik yönü güçlü bir roman tavsiyesi istenildiğinde aklıma ilk Yalnızız gelirdi. Yıllarca kurtarıcım olmuştur bu konuda. Doğruyu söylemek gerekirse, romanın sonu beni çok tatmin etmemişti ama bütüne baktığımızda Peyami Safa’nın muhteşem bir iş çıkardığını kabul etmek lazım. Neyse, Tarık Buğra sayesinde psikolojik yönü çok güçlü bir eser daha keşfetmiş oldum. İbiş’in Rüyası uzun süredir ilgimi çekse de bir türlü okumak istemiyordum çünkü Tarık Buğra’nın Küçük Ağa romanını hiç sevmemiştim. Karakterlerin yazara hizmet ettiği, çok kontrollü bir eserdi.

İyi ki ön yargımı yenip bu romanı okudum. Artık psikolojik yönü güçlü tavsiye edebileceğim bir roman daha var. Çirkin ama işinde çok başarılı olan tiyatro sahibi Nahit bey ile dünyalar güzeli kantocu Hatice’nin hikayesini anlatıyor İbiş’in Rüyası. Tahmin edeceğiniz üzere güzel bir aşk hikayesi bekliyor sizleri. Tiyatro oyunu olarak da uyarlanmış ama ben izlemedim. Bu arada Tarık Buğra’nın öykücülüğünün de çok iyi olduğu söyleniyor. Öykü dostlarını haberdar edeyim istedim.

Melih Cevdet Anday – Raziye

Daha ilk cümlesiyle sizi avuçlarının içine alır Raziye ve bir daha da bırakmaz. Yolları bir şekilde köyde kesişen üç insanı konu alan roman, dil ve üslup açısından gayet anlaşılır ve sürükleyici. Birkaç günde bitirirsiniz kolaylıkla. “Sevdalanmaya gidiyormuş meğer” ise edebiyat tarihimizin en iyi açılış cümlelerinden biri olabilir. Elbette, bu konuda ciddi rakipleri var. İlk aklıma gelenler, Adalet Ağaoğlu’nun “İntihar etmeyeceksek içelim bari” ve Orhan Pamuk’un “Bir kitap okudum hayatım değişti” cümleleri. Hemen özetleyecek olursam, Türk toplumunun hemen hemen bütün kesimlerini hicveden bu eseri lütfen notlarınızın arasına alın.

Tahsin Yücel – Yalan

Son zamanları göz önüne alırsak, edebiyatımızın en önemli yazarlarından biri diyebilirim Tahsin Yücel için. Emin değilim ama hak ettiği ilgiyi görmemesinin en önemli nedenlerinden biri çevirilerinde ve romanlarında az tercih edilen kelimeleri kullanıyor olması galiba. En azından Tahsin Yücel söz konusu olunca, hemen bu konu gündeme geliyor. Zaten “Tahsin Yücel Türkçesi” diye bir kavram var. Başka kitabını okumadım ve Yalan’ı okuyalı yıllar oldu. Bu nedenle kelime tercihlerini detaylı olarak hatırlamama imkân yok ama okurken yazarın kullandığı dilden yana yakındığım hiç olmamıştı. Bütün olarak bakıldığında ise Yalan için gönül rahatlığıyla bir başyapıt diyebilirim.

Çok sevdiği çocukluk arkadaşının intiharı sonrasında içine kapanan, Maçka’daki evinden kolay kolay çıkmayan Yusuf Aksu’nun hikâyesine ortak oluyoruz romanda. İstemediği halde kendini bir anda koca bir “yalan”ın içinde bulan sıra dışı karakter… Çok katmanlı bir roman… Eseri “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” romanıyla benzerliği üzerinden okuyan da var, yaşama dair olanla kitaplara dair olan arasındaki uyumsuzluk üzerinden yorumlayan da var. Yani birçok farklı okumaya açık bir eser Yalan. Bolca Dostoyevski göndermesi de ayrı bir tat katmış kitaba.

Nahid Sırrı Örik – Kıskanmak

Bu listede adı geçen diğer eserlere oranla daha çok bilindiğini düşünüyorum “Kıskanmak” romanının. Bu yılın başında Kitap-lık dergisinin yazar için önemli bir dosya hazırlaması kitabın daha çok tanınmasını sağladı. Daha öncesine gidersek, Selim İleri’nin de büyük katkısı var. Nahid Sırrı Örik unutulmasın diye epey çabaladı Selim İleri. Peki, neden uzun süre göz ardı edildi bu usta yazar? Yaşadığı devirde kitaplarının tanıtımına ve satışına destek verilmemesinin en önemli sebebi olarak eşcinsel kimliği gösteriliyor. Dönemin edebiyatçıları arasında bile dalga konusu olduğu iddiaları var.

Beni yazarın cinsel tercihleri ilgilendirmiyor. Bunları da zaten romanı okuduktan sonra öğrendim. Hemen romana bakalım. Eser Zonguldak’ta geçiyor. Bu bile başlı başına bir olay bence. İstanbul’u ya da Ankara’yı tercih etmeyip daha mütevazı bir şehre yöneliyor Nahid Sırrı Örik. Ayrıca psikolojik tahliller de gayet başarılı. “Yalnızız” ya da “İbiş’in Rüyası” romanlarını sevenler, bu eseri de sever diye düşünüyorum. Son bir not ile Nahid Sırrı Örik’e veda edeyim. Zeki Demirkubuz’un 2009 yılında yönettiği Kıskanmak filmi bu romandan uyarlama. Yönetmeni sevenlere hatırlatayım istedim.

Vüs’at O. Bener – Dost Yaşamasız

Bir tane de öykü kitabı eklemek istedim araya. Öykü söz konusu olunca hemen akla Sait Faik geliyor. Elbette bunda bir sıkıntı yok. Sait Faik’in öykücülüğümüze katkısını tartışacak değilim. Bir flanuer edasıyla şehri dolaşıp yaptığı gözlemleri okumak benim için de büyük bir keyif. Walter Benjamin tanısaydı çok severdi usta öykücüyü. Beraber şehre ve insana dair saatlerce konuşurlardı.

Neyse, konuyu dağıtmayayım. Sait Faik sonrasında, Vüs’at O. Bener’in i öykücülüğümüzü ayrı bir boyuta taşıdığını düşünüyorum. Onun öykü dünyasına girince, bazen anlaşılması güç cümlelerin içinde boğuşurken bulacaksanız kendini.  Bir sonraki paragrafta ise çok basit bir cümle ağırlayacak sizi. Cümle o kadar basit olacak ki bunu ben bile yazarım demeye cüret edeceksiniz. Bu gelgitler içinde bir bakmışsınız büyülü bir öykünün içinde çoktan kaybolmuşsunuz bile.

Vüs’at O. Bener’in öykülerini severseniz kesinlikle Ferit Edgü’ye de şans verin derim. Benzer bir haz alacağınızı düşünüyorum. Hatta nedense Oğuz Atay’ın Korkuyu Beklerken öykü kitabının da aynı kulvarda olduğunu düşünüyorum. Bu arada yazarken aklıma geldi, Oğuz Atay ile Vüs’at O. Bener yakın arkadaşlarmış.  Tuhaf gelebilir ama şöyle bir iddia var. Oğuz Atay “Tutunamayanlar” romanındaki Süleyman Kargı kargı karakterini Vüs’at O. Bener’den esinlenerek oluşturmuş. Neyse, madem bu kadar öykücüden bahsettim, son olarak Bilge Karasu ile konuyu kapayayım. Zor bir yazardır, okuması kolay değildir Karasu’yu. Ama “Usta Beni Öldürsen e” öyküsünü ne yapıp edip bulun ve okuyun. Muazzam bir öykü.

Tavsiye Edeceğin Başka Romanlar Var mı?

Şu ana kadar, okuduğum eserler üzerinden tavsiyede bulundum. Aslında Oktay Rıfat’ın “Bir Kadının Penceresinden” romanını da çok sevmiştim ama okuyalı o kadar zaman oldu ki hakkında yazacak bir şey aklıma gelmedi. Buraya kadar okumayı başaranlar varsa Oktay Rıfat’ın bu eserini bir araştırsın derim.

Ayrıca, kitaplığımda beni bekleyen ve çok iyi çıkacağını düşündüğüm birkaç eser var. Onları da yazayım, belki benden önce okursunuz. Selçuk Baran’ın Bir Solgun Adam, Sevim Burak’ın Yanık Saraylar ve Safiye Erol’un Ciğerdelen adlı romanları uzun süredir kitaplığımda okunmayı bekliyor. Okuduktan sonra yorumlarımı yazarım, zaten yeni kitaplar keşfettikçe listeye eklemeyi düşünüyorum. Şimdiden herkese iyi okumalar, sevgiyle kalın.

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.