Uygulamalar ile Dil Öğrenilir mi? (01)

Kuşkusuz teknolojinin her geçen gün ilerlemesi dünyayı değiştirirken eğitim hayatımızı da köklü bir şekilde etkiliyor. Haliyle “dil öğrenimi” alanında da bu köklü değişikliklere şahit oluyoruz.  Bunun en önemli göstergesi ise ne yapıp ne edip bir şekilde telefonumuza girmeyi başaran “yabancı dil öğrenimi” uygulamaları. Duolingo’dan tutun Busuu’ya, Memrise’tan tutun Babbel’e kadar onlarca farklı uygulama hayatımıza girdi. Biz telefonumuza yüklemesek bile bu uygulamalar ya internette ya da sosyal hayatın içinde bir şekilde karşımıza çıkıyor. Peki, bu uygulamalar ile dil öğrenilir mi?

Bu ve benzeri birçok sorunun cevabını vermeye çalışacağım bu yazıda. Ancak öncelikle şunu belirtmeliyim, asıl amacım “kendi kendine dil öğrenmek isteyenlere” elimden geldiğince yardımcı olmak. Birçoğumuz bazen büyük bir hevesle dil öğrenmeye başlıyoruz ama doğru kaynakları ve doğru öğrenme yöntemlerini kullanmayınca bu süreç hüsranla sonuçlanabiliyor. Bu yazının ( belki de yazı dizisi demeliyim çünkü anlatacaklarım hiç de bir yazıya sığacak gibi durmuyor) amacı bu hüsranı size yaşatmamak ve en kısa sürede istediğiniz yabancı dili öğrenmenize yardımcı olmak.

Bunu yaparken birçok yabancı dil öğrenme kaynağından ve birbirinden farklı yöntemlerden bahsedeceğim. Elbette dil öğrenmek için tek bir doğru yöntem yok. O yüzden “kesinlikle benim öğrendiğim şekilde dil öğrenmelisiniz” diyemem. Bu nedenle hem tercih ettiğim ve başarılı olduğunu düşündüğüm yöntemlerden hem de bana uymayan ama dünyada birçok insanın uygulayıp memnun kaldığı çalışma sistemlerinden bahsedeceğim. Bu sayede, bahsedeceğim yöntemlerden hangisini faydalı bulursanız onu denersiniz. 

Kendi Kendine Yabancı Dil Öğrenmek Mümkün mü Yani?

Tabi ki mümkün. Ancak baştan söyleyeyim, dil öğrenimi için herhangi bir kısa yol yok. Yani “21 Günde İngilizce” ya da “3 Ayda İngilizce” gibi sloganlara inanmamak gerek. Dünya genelinde şöyle bir yaklaşım var: “Eğer her gün yarım saat ayırırsanız, 2 yılın sonunda öğrendiğiniz dilde çok iyi bir seviyeye gelebilirsiniz”. Elbette bu çok genel bir yaklaşım. Sonuçta birçok değişken mevcut. Öğrendiğiniz dil ile anadiliniz birbirine yakınsa bu süre kısalabilir. Ya da başka diller biliyorsanız işiniz yine daha kolay olacaktır. Öte yandan, bildiğiniz dillerle hiçbir bağlantısı olmayan bir dil öğrenmek istediğinizde ise bu süre uzayabilir.  Fakat bu yaklaşımın bize gösterdiği çok önemli bir şey var. Sabırlı olmamız ve dil öğrenimi için zaman ayırmamız şart. 

Dil Öğrenimi İçin Başka Neler Gerekli?

Biraz önce, sabırlı olmamız gerektiğinden ve bizi bekleyen uzun bir süreçten bahsetmiştim. Bunu başarabilmemiz için de en önemli şey “motivasyon”. Neden dil öğrenmek istiyoruz? Çok havalı olduğu için mi yoksa patron istediği için mi? Yurtdışında eğitim almak için mi ya da yurtdışı gezisinde yerel halk ile birkaç kelime konuşmak için mi? Motivasyonumuzun ne olduğu çok önemli. Motivasyonumuz ne kadar yüksekse öğrenme süreci de o derece kolay olacak. Ayrıca motivasyonumuz çalışma şeklimizi de belirleyecek. Amacınız doğrultusunda konuşma ya da yazma becerilerine ağırlık vereceksiniz, kaynaklarınızı da bu doğrultuda seçeceksiniz.

Hangi Kaynaklardan Dil Öğrenmemiz Gerekiyor?

İnternet çağında olduğumuz için birçok dil öğrenme kaynağına rahatlıkla ulaşabiliyoruz. “POD101” gibi onlarca dil öğreten siteler, “Easy Languages” gibi çok başarılı Youtube kanalları, her geçen gün sayısı artan “Podcast’ler” ve Duolingo, Busuu gibi sayısız uygulama dil öğrenelim diye sıraya geçmiş bizi bekliyor. Hatta Coursera’da bile yabancı dil dersi var ( Coursera ile henüz tanışmadıysanız “Coursera Nedir? Ücretsiz Sertifika Nasıl Alınır?” adlı yazıma bakabilirsiniz).

İlk başta bu durum kulağa çok hoş geliyor, dil öğrenmek için onlarca kaynak sizi bekliyor. Öte yandan, ilk günden hangi kaynakları kullanacağımızı dikkatli bir şekilde seçmezsek, bu kaynak fazlalığı zamanla yük olmaya başlıyor. Bir zaman sonra, bütün bu kaynaklara yetişememe hali moral bozukluğuna dönüşüyor ve dil öğrenme girişimimiz hüsranla sonuçlanıyor. Ancak gönlünüz rahat olsun, bir sonraki yazıda kaynak seçimini detaylı bir şekilde açıklayacağım.

Ne Güzel, Bedavaya Dil Öğreneceğiz

O konuyu da açıklığa kavuşturmakta fayda var. Kendi kendinize dil öğreniyor olmanız demek hiç masraf yapmayacaksınız anlamına gelmiyor. Tabii ki, hiçbir ücret ödemeden dil öğreniminde iyi bir noktaya gelmek mümkün. İmkansız diye bir şey yok. Ama çok az masraf yaparak ulaşabileceğiniz çok faydalı kaynaklar var. Örneğin birçok dilde hizmet veren “Assimil”  için para verdiğinizde karşılığını kesinlikle alırsınız (Assimil’in sistemi biraz farklıdır, kaynak seçiminden bahsettiğim bir sonraki yazıda detaylı anlatacağım). Ya da faydalı olduğunu düşünüyorsanız bir uygulamaya da para ödeyebilirsiniz.

Sizi çok masrafa sokmadan konuşma dersi alabileceğiniz platformlar da mevcut. Mesela kendimden örnek vereyim. Şu an Italki üzerinden Portekizce konuşma dersleri alıyorum. Ne de olsa konuşma becerinizi kendi kendinize geliştirme şansınız yok. İlla ki birileriyle konuşmanız gerekiyor. Derslere ödediğim ücrete gelince… Brezilya ekonomisi kötü olduğu için saati 4-5 dolara ders bulabiliyorum Italki’de. Haftada bir ders aldığım için aylık maliyet 20 doları geçmiyor.

Elbette İngilizce ya da Almanca öğreniyorsanız bu kadar ucuza ders bulmanız zor olabilir. Yine de bu süreçte yapacağınız masraflar herhangi bir kursa yapacağınız ödemeden kesinlikle az olacaktır. Bu arada ilgilenen olursa diye Italki için 10 dolarlık indirim linkini buraya bırakıyorum. Ama kesinlikle Italki kullanın diyemem. Cambly, Verbling ve Preply gibi farklı dillerde konuşma dersi alabileceğiniz birçok platform var. Hangisi size hitap ediyorsa, hangi eğitmen ile iyi anlaşıyorsanız oradan ders alın.

Yani Dil Öğrenmek İçin Kursa Gitmeye Gerek Yok Diyorsun?

Kesinlikle öyle bir şey demiyorum. İsteyen bir kursa da gidebilir, özel ders de alabilir. İşinin ehli bir öğretmenin eline düşerseniz işiniz çok kolaylaşır. Zaten, hem sınıf ortamında hem de özelde ders veren biri olarak “kimse kursa gitmesin” ya da “ders almasın” dersem kendi açımdan tuhaf olur. Burada önemli olan şu… Dil öğrenimi inanılmaz bir bireysel çaba gerektiriyor. “Ben kursa gidiyorum” deyip evde çalışmazsanız, ”Ne güzel özel ders alıyorum, kesin öğrenirim” diye düşünürseniz dil öğreniminiz hayal kırıklığıyla sonuçlanır.

Konuyla ilgili bir örnek daha vereyim. Hani hep şu duyduğumuz klasik cümle var ya “bize grammar ile öğrettiler, o yüzden öğrenemedik”, işte bu cümle aslında çok tehlikeli. Evet, grammar merkezli bir eğitim tabii ki doğru değil. Ancak konuşma ağırlıklı bir eğitim verilse de durum düşündüğünüz kadar farklı olmayabilir. Hemen matematiğini yapalım. Benim sınıflarımda yaklaşık 30 öğrenci oluyor. Bir derse ayrılan süre ise 40 dakika. Benim hiç konuşmadığımı düşünseniz bile bir öğrencinin konuşabilme süresi 1,5 dakikayı bulmuyor. Haftada 4 dersimiz olsa, bir öğrenciye 6 dakika bile düşmüyor. Haftada 6 dakika konuşup dil öğrenmek maalesef mümkün değil. Bu arada bu hesaba göre ben hiç konuşmuyorum derslerde 🙂 

İşin matematiğini bir kenara bırakıp özetlersem, dil öğrenimini sınıf duvarlarıyla sınırlamayı bırakmalıyız. Hayatımızın bir parçası haline gelmeli. Bireysel çaba olmadığı sürece dil öğreniminde başarıyı yakalamak çok zor. İşte, bu noktada “maruz” kalma devreye giriyor. “Okuma” ve “Dinleme” çalışmalarıyla mümkün olduğunca fazla öğrendiğimiz dile “maruz” kalmalıyız. “Yazma” ve “Konuşma” becerileri ne olacak diyenler çıkabilir. Onu da “bardak” metaforu üzerinden kısaca anlatayım.

Şöyle ki, “yazma” ve “konuşma” becerileri aslında “productive skills” diye adlandırılan üretkenlik gerektiren beceriler. Bir şeyler üretebilmeniz için elinizde bir şeyler olması gerekiyor. Peki, üretim için gereken şeyleri nasıl elde edeceğiz? Bu noktada da  “okuma” ve “dinleme” becerileri devreye giriyor. Yani okuyarak ve dinleyerek bol bol öğrendiğimiz dile “maruz” kalmalıyız.

Geldik bardak olayına… Dil öğrenmeye başladığınız ilk gün size içi boş bir bardak verildiğini düşünün. Amacımız ise bu bardağı “okuma” ve “dinleme” yaparak doldurmak. Ne zaman bardak taşmaya başlarsa o zaman “yazma” ve “konuşma” becerileri için hazırsınız demektir çünkü üretmek için artık elinizde bolca malzeme var. İlk günden itibaren bardağınızı doldurmaya çalışın, gerisi gelir. Çok genel anlattım. Farklı yaklaşımlar var tabii ki. İlk günden konuşmaya başlamalıyız diyen birçok insan var. Burada yine tercihler devreye giriyor. Ben biraz daha ağırdan alıp, konuşma olayına geç girenlerdenim. Çok da geç değil tabii ki 🙂

Toparlarsam;  ister kursa gidin ister okulda eğitim görün, dil öğrenmek istiyorsanız bunun bireysel çaba ile olduğunu lütfen unutmayın. Yoksa hayatınız boyunca “8 yıl İngilizce gördük, bir şey öğrenemedik” demeye devam edeceksiniz. İngilizce “görmeyin”, İngilizce “çalışın” lütfen… Hatta “İngilizce’ye maruz kalın” dersem daha doğru bir ifade olacak. 

Peki, Nasıl Başlayacağız Dil Öğrenmeye?

Sesler… Sesler bizim için inanılmaz önemli. İlk günden itibaren seslere çok önem vermeniz gerekiyor. Hem öğreneceğiniz dilde sizi bekleyen yeni sesleri öğrenmeye, hem de o dilde bir şeyler dinlemeye çalışın. Anlamasanız bile biraz kulak verin. Dilin tınısına, ahengine kulağınız alışsın biraz. Hemen bir örnek vereyim. İlk kez bir İngilizce dersine girdiğiniz düşünün ve tahtada “Hello” yazılı. O ana kadar İngilizce hakkında hiçbir şey bilmediğiniz için o kelimeyi telaffuz etmeniz istenirse iki “L” harfini de söylersiniz ( burası içinizden ya da yüksek sesle “heLLo” demeniz gereken yer). Çok doğal çünkü Türkçe’de yazıldığı gibi okumaya yatkınız. 

Senaryoyu değiştirelim… Yine ilk İngilizce dersinize giriyorsunuz. Bu sefer kasetten ( yaşım ortaya çıkıyor, kaset mi kaldı artık) size “hello” kelimesi dinlettiriliyor. Duyduğunuz kelimeyi söylemeniz istenirse ağızınızdan çıkan kelimede muhtemelen iki “L” olmayacak. Çünkü duyduğunuz kelimede iki “L” yok. Peki, siz bu sorunu nasıl aşacaksınız? Zamanı gelince detaylı bir şekilde anlatacağım “shadowing” ile. Acayip keyifli hem de çok faydalı bir yöntem. Ancak şu an için yeni bir dil öğrenmeye başlıyorsanız, az da olsa seslere aşina olmak için Youtube’dan Fluent Forever kanalının linkini bırakıyorum Birçok dilde çalışmaları var. Genelde 3 video eşliğinde öğreneceğiz dilde sizi bekleyen sesleri anlatıyor. Faydalı olacağını düşünüyorum.

Artık Uygulamalardan Bahsetsen mi?

Sesleri hallettiyseniz şimdi sıra geldi kaynak seçimine. Assimil, Teach Yourself ya da Colloquial gibi onlarca dilde çalışmaları olan kaynaklar mevcut. Genelde çok basit konularla başlayan bu kitaplar bazen çok hızlı vites artırıp aniden zorlaşabiliyor (Bu nedenle bu yazıda uygulamalardan bahsedip kaynak seçimi konusunu bir sonraki yazıya sakladım). Böyle olunca da öğrenci bunalıp dil öğrenimini yarıda bırakıyor. Bu nedenle, iyi bir dil öğrenim uygulamasının bize ilk başta faydalı olacağını düşünüyorum. Seçeceğiniz kaynaktan çalışmaya başlamadan önce bu uygulama yardımıyla biraz yol almak ileride çok işinize yarayabilir. Ayrıca cep telefonlarımız sayesinde bu uygulamaların her daim yanımızda olması büyük bir avantaj. 5-10 dakikalık boşluklarımızda hem dili öğrenmeye devam edeceğiz hem de motivasyonumuzu koruyacağız.

Uygulamalar ile Dil Öğrenilir mi?

Bu çok önemli bir soru. Bu konuda cevabım çok net. “Hayır”. Uygulamalar ile dil öğrenmenize imkân yok. Zaten bu uygulamaların da aslında böyle bir iddiası yok. Bazıları abartılı bir şekilde sizi B1 seviyesine getireceğini söylese de bunlar reklamdan ibaret. Zaten çoğu genelde 2000 civarında kelime öğretiyor. Bu kelime bilgisiyle belki iyi bir A2 öğrencisi olabilirsiniz (Bu arada A2 ya da B1 gibi kavramlar benim için hiç önemli değil. Daha anlaşılır olacağını düşündüğüm için kullandım). Ayrıca tek sorun kelime sayısı da değil. Uzunca okuma ya da dinleme metinlerinin olmadığı, konuşma ya da yazma becerilerinizi geliştiremediğiniz uygulamalar ile dil öğrenmek mümkün değil.

Yani Dil Öğrenme Uygulamaları Faydalı Değil mi?

Doğru soruyu sorarsak doğru cevaba ulaşmamız daha kolay olacak. Tek başına bir uygulama ile dil öğrenmeye imkan yok ama etkili bir şekilde kullanırsak tabii ki bu uygulamalardan faydalanabiliriz. Benim altını çizmek istediğim nokta “sadece bir uygulama kullanarak dil öğrenmenin” mümkün olmadığı. Öğrendiğiniz birkaç kelime ve biraz da grammar bilgisi eşliğinde kendinizi mutlu hissedebilirsiniz ama öğrendiğiniz şey dilin küçücük bir parçası olacaktır. Bunları yardımcı kaynak gibi kullanmalısınız. Sizi motive etsin, dil öğrenim sürecinin içinde tutsun yeter. Yanında birkaç kelime, birkaç da grammar kuralı öğreniyorsanız oh ne güzel.

Duolingo ile Dil Öğrenilir mi?

Açıkçası bu uygulamalar içerisinde en çok Duolingo’da sıkılıyorum. Sebebini bilmiyorum. Ama Duolingo olmadan da yapamıyorum çünkü iki özelliği çok hoşuma gidiyor. Örneğin “forum” bölümünden fazlasıyla yararlanıyorum. Her dil için forumda ayrı bir bölüm var. Bazı başlıklarda öğrendiğiniz dil için kaynak tavsiyeleri oluyor. Reklamı bolca yapılan kaynaklara ulaşmak kolay ama adı az duyulan faydalı kaynaklara erişmek kolay olmuyor. Bu anlamda forum çok işe yarıyor. Az kişinin haberdar olduğu kitaplardan, websitelerinden ya da uygulamalardan bolca konuşuluyor burada. Ayrıca aklınıza takılan soruları da sorabiliyorsunuz. Zaten muhtemelen sizden önce biri başlık açmış oluyor o konuyla ilgili. Yorumları okuyup bilgi sahibi oluyorsunuz.

Bir de Duolingo’nun birkaç yıl önce başlattığı “stories” bölümünü çok seviyorum. Maalesef şimdilik sadece  “Almanca, Fransızca, İspanyolca ve Portekizce” dillerinde “Stories” bölümü var. Peki, nedir bu “Stories” bölümün olayı? Kısa kısa hikâyeler eşliğinde size dili öğretmeye çalışıyor. Siz dinleyip metni takip ederken arada karşınıza sorular çıkıyor. Cevapladıkça topluyorsunuz puanları. Hikâyeler eşliğinde öğretmesi çok önemli çünkü dil öğrenirken bir içerik eşliğinde öğrenmemiz inanılmaz faydalı. Hemen bir örnek vereyim… Diyelim ki “Stories” bölümünde bir kelime karşınıza çıktı ve not aldınız. Aradan zaman geçtikten sonra notlarınızda bu kelimeyi görünce “Stories” de okuduğunuz hikâye aklınıza gelecek. Bu hatırlama sayesinde sadece o an notlarınızda gördüğünüz kelime değil ayrıca hikâyede geçen başka kelimeler ve yapılarda zihninizde canlanacak. Yani bir kelimeden fazlasını elde etmiş olacaksınız. Gerçi kelimeleri tek başına öğrenme taraftarı değilim, onun yönteminden de bahsedeceğim.

Busuu Hakkında Ne Düşünüyorsun?

Bu uygulamalar kendilerini çok hızlı geliştiriyorlar. Duolingo’nun “Stories” bölümünü eklemesi gibi hepsi sistemlerini geliştiriyor. Uzun süredir Busuu ile ilgilenmiyordum. Yıllar sonra bir bakayım dedim, o da ne öyle! İnanılmaz geliştirmişler Busuu’yu. Açıkçası şu an en çok sevdiğim yabancı dil öğrenme uygulaması Busuu. Sevdiğim özelliklerinden birkaçını sıralayayım hemen…

Öncelikle konular çok güzel sıralanmış ( en azından benim incelediğim dillerde) ve sizi bunaltacak sayıda gereksiz tekrar yok. Uygulama bir şekilde sizi içerisinde tutmayı başarıyor. Bunda en büyük etken bence “Community” ruhunun olması. Şöyle ki, bazı bölümlerin sonunda küçük ödevler var. Yazılı ya da sözlü olarak cevaplamanız gerekiyor. Ödev kısmı kulağa hoş gelmeyebilir ama asıl güzellik sonrasında başlıyor. Bu ödevler, öğrendiğiniz dili anadili olarak konuşan kullanıcılar tarafından düzeltiliyor; eğer bir hata varsa. Hata yoksa bile cesaretlendirmek için cevap yazanlar oluyor. Dil öğrenirken bir topluluğun içinde olma hissi çok güzel. Eh bir de yeni arkadaşlar ediniyorsunuz.

Ayrıca “diyalog” bölümü de çok başarılı. İleride detaylı anlatacağım “shadowing” tekniğini kullanmak için bire bir. Bir diğer güzel özellik ise her seviye sonunda yapılan seviye tespit sınavları. Az da olsa motive edici olduğunu düşünüyorum. Az bilinen bir özelliği ile konuyu kapatayım çünkü o kadar övünce kendimi Busuu çalışanı gibi hissettim. Eğer bilgisayar üzerinden kullanırsanız “Social” bölümünde başka bir özelliğin olduğunu göreceksiniz. Her hafta yenilenen videolar var. Genelde bu videolar Youtube’dan alınıyor. Ne demiştik? Bol bol dile maruz kalmamız ve içerik üzerinden öğrenmemiz lazım. Bu anlamda videolar çok yararlı olabilir.

Busuu’yu merak edenler için bir link bırakıyorum. Bir ay ücretsiz üyelik hakkı vermesi gerekiyor ama süresi devam ediyor mu emin değilim. Her ihtimale karşı linki paylaştım. Merak ederseniz uygulamanın nasıl çalıştığını, şansınızı denersiniz.

Memrise ve Babbel ile Dil Öğrenilir mi Sence?

Memrise ilk göz ağrılarımdan, zamanında uzun süre kullanmıştım. Hakkında kötü bir şey demek istemiyorum ama sanki diğer uygulamalar kadar kendini geliştiremedi. Yine de ücretsiz birçok özelliğine ulaşılabildiği için bir şans verilebilir. Özellikle yoldan geçen insanları çevirip bir şeyler söyletmelerini çok seviyorum. Sokaktaki insanın dili nasıl konuştuğunu duymak çok önemli. Babbel’e gelince… Kötü diyemem ama özelliklerin hepsine ulaşmak için para ödemek gerekiyor. Eğer bir uygulamaya para vereceksem bu Babbel olmaz, Busuu’yu tercih ederdim.

Ancak bu noktada kişisel zevkler devreye giriyor. Neredeyse bütün uygulamalar belli bir süre ücretsiz kullanıma izin veriyor. O süre boyunca kullanın ve keyif alıp almadığınıza bakın. Ne de olsa en iyi uygulama en çok sevdiğiniz, en çok faydalandığınız uygulamadır. Tek bir doğrudan bahsetmemize imkân yok. Zaten dil öğrenme sürecinde en çok sevdiğim olaylardan biri de bu. Kendinizi de keşfetmiş oluyorsunuz dil öğrenirken.

Dil Öğrenmek için Başka Uygulamalar Yok mu?

Olmaz olur mu? Dolu var. Hepsine hakim değilim. Az çok aşina olduklarımdan kısaca bahsettim. Zaten detaylı anlatmaya kalkarsam her biri için ayrı bir yazı yazmak gerekir. Ancak şimdilik bu kadar detaya girmeye gerek yok. Daha önce de belirttiğim gibi, uygulamalar dil öğrenme sürecinde bizim için bir nevi yardımcı kaynak olacak. Hazırsanız asıl şimdi kolları sıvayıp dil öğrenmeye başlayacağız. Onun için de takip edeceğimiz ana kaynağı seçmemiz gerekiyor. O da bir sonraki yazının konusu olacak.

Elimden geldiğince “uygulamalar ile dil öğrenilir mi?” sorusunu cevaplamaya çalıştım. Aklınıza takılan sorular varsa buradan ya da instagram’dan bana iletin lütfen. Cevapları toparlayıp bu yazı dizisinin içerisinde sizlerle paylaşırım. Açıkçası “yabancı dil” olayına instagram’da çok girme taraftarı değilim. Yazılar burada olursa daha derli toplu olur ve siz de ihtiyaç duyduğunuz anda daha rahat ulaşırsınız diye düşünüyorum. Dil öğrenmek benim için bir tutku… Dil öğrenme konusunda bildiklerimi paylaşmak ise ayrı bir tutku.  Bu konu hakkında konuşmak bile beni heyecanlandırıyor. O nedenle aklınıza takılanları gönül rahatlığıyla sorabilirsiniz. Elbette yazının devamına da beklerim. Şimdilik benden bu kadar. Sevgiyle kalın 🙂

2 thoughts

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.